top of page
Yankı Yazgan
acınası durum
bu bloga ve binlerce başka bloga ilişkin bir durum: chicago'daysanız okuyabiliyor, yazabiliyorsunuz. istanbul'daysanız...? acıklı... acınılacak durum. sebebi, muhtelif. kabahatli, herhalde çok kişi. çoğumuz. ne yapabiliriz? aklımızı başımıza toplayabiliriz. nasıl? değişik cevaplar verilebilir: ben nereden bileyim ? neden ben bileyim? gibisinden uzatılabilir. yine de, böylesi iyi. aynaya baktığımızda, sandığımız gibi olmadığımızı görmek, üzer, ama aklımızı başımıza getirebilir
Yanki Yazgan
30 Eki 20081 dakikada okunur
erişilmez bloglar
dün akşamdan bu yana bloglara erişimin engellenmiş olduğunu görmek, park yerinin arabanız içinde kalacak biçimde kapısının kilitlenmesine benziyor. bu benzetmemi özgürlükleri hafife almak gibi yorumlamayın,zaten hafife alanın ben ya da benzeri insanlar olmadığı apaçık ortada. böl bir durumda, üzüntüden başka hangi duygularla hareket etmeliyiz? üzüntü, genellikle hareket ettiren değil, hareketsiz bırakan bir duygu ise, "otur oturduğun yerde" vaziyeti belki de ağır basacaktır.
Yanki Yazgan
26 Eki 20081 dakikada okunur
sükût suikasti
bu terimi ilk kez ahmet güntan'dan duymuş, sonrasında lale müldür'ün bir yazısında görmüş, moralimin bozuk olduğu, gazetecilerin kitabıma ilgi göstermeyerek gazetelerde yer vermediklerini düşündüğüm bir zamanda kendime bile yakıştırmıştım. bu sözü gazetedeki yazımda kullandığımda, yazar Sefa Kaplan bana yolladığı mesajda sözün kaynağının Ahmet Hamdi Tanpınar olduğunu bana hatırlattığında, kendime cahilliğimden ötürü çok kızmam için bir vesile daha doğdu. moralimin bozuk oldu
Yanki Yazgan
14 Eki 20081 dakikada okunur
yy'nin kitap sepeti 14 ekim 08
Kitaplar Ne çok kitap var kitapçılarda. Benim gibi, “boş” zamanının çoğunda Remzi’nin akmerkez, kanyon, mayadrom mağazalarına neredeyse bir tür rotasyon sistemiyle gidip, kitaplara bakan, “hangisini almasam?” diye kendini tutmakla avarelik edenler için çok kitap, iştah patlamasından mide fesadına uğrama olasılığı yüksek bir ziyafet sofrası gibi. Bu hafta ne aldım? Kenara koyup, ilk ve son sayfalarını okuyup, belki bir gün tamamını okurum diye ayırdığım kitapları atlıyorum. O
Yanki Yazgan
14 Eki 20081 dakikada okunur
Neurodisney
Paris’teki disney parkı, ki eurodisney olarak bilinir, disney filmlerinden karakterlerle herkeste en azından bir tanesi bulunan anılar için masumiyet müzesi’ndekine benzer bir “obje sergisi” adeta. Çocukluk kitaplarımızdan “İsviçreli Robensonlar”u okumuş olanlar, romanda çok daha güzel betimlenmiş olan dev ağaç evi hatırlayabilirler. En üstteki üçüzlerin odasındaki hamak-ranzaya kadar, çocukluğumda kitabı okuduğumda kurduğum hayallerden tanıdık “objeler”, eurodisney’in basmak
Yanki Yazgan
14 Eki 20081 dakikada okunur
20 soruya cevaplarım ve bir ekleme
20 Soru/Taraf Gazetesi / 04.07.2008 1. En sevdiğiniz kelime? Belki. 2. Nefret ettiğiniz kelime? Cinsel aşağılayıcı küfürler. 3. Ne sizi heyecanlandırır? Hedefler. 4. Heyecanınızı ne öldürür? Hevessizlik. 5. En sevdiğiniz ses nedir? Rüzgar sesi. 6. Nefret ettiğiniz ses nedir? Gıcırtı. 7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? Gardiyanlık. 8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz? Müzik. 9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz? Ancak kendime benzeyen bir başkası o
Yanki Yazgan
9 Eki 20082 dakikada okunur
öğrenmem öğretirim diyemeyenlerdenim
yazılar çizilerin hk görüşleri blog taramalarında okumaya çalışıyorum; genel olrk oldukça insaflı ve hoşgörülü eleştirilerle karşılaştığımı söylemeliyim. bir kaç istisna ile.. bunlardan birisinde, linkin aşağı eklediğim yazıda da bahsettiğim beni yetiştiren hocalarımdan jim leckman'a kendi çalışmalarımı denetletmemi büyük bir zaaf olarak gören bir "sözde uzman"ın yazısı dikkatimi çekti (sözde kelimesini ben de kullanmak zorunda kaldım maalesef). kişi diyor ki, "adam profesör
Yanki Yazgan
5 Eki 20082 dakikada okunur
kopukluk kopuşu hızlandırır
(Cumhuriyet dergi'de 13 Nisan 2008 yayımlanmış, Ali Deniz Uslu'nun röportaj metni) Dört yaşına gelene kadarki hayatımıza hükmeden korkular, sonrakilerin “giyinmemişi” sayılabilirler. Tehlikenin kucağına atılmamak için elinden geleni yapanların bir kısmı, bildik ve emniyetli saydıklarından ayrılmamak için bir şeylere “takılmayı” dener. Mesela uyku vaktinde, uyumamak için direnen çocuklar, takıntılarını uygulamaya sokarlar. “Hiç yatmasam, n’olur sanki?Yatağımdan kalktığımda, ya
Yanki Yazgan
5 Eki 20082 dakikada okunur
Piskolok görüşü
Geçen gün (aslında her gün benzeri bir durum oluyor) bir TV programından aradılar. Okullarda yapılan tiyatro gösterilerinin kalitesiz ve rahatsız edici olduğunu, acaba bunun çocukların ruh sağlığına zarar verip vermeyeceğini sordular. Bir şeyin kötü ya da işe yaramaz olduğuna karar vermek için mutlaka dr görüşü mü gerekir? Hemen ardından başka bir telefon: düzenli okuduğum bir gazetedeki bir habere görüş istiyorlardı: Fatih Terim’in milli takımı yönetme biçimi doğru muydu, ya
Yanki Yazgan
21 Eyl 20082 dakikada okunur
Doktor ve ilaçları
bu örnekler, bir seminerde birdenbire hep aynı konulardan söz ettiğimi farkettiğimde, kendimi doğru iş yaptığıma ikna etmeye çalışırken aklıma geldi. Hep aynı ilacı veren doktor. Hasta: Hep aynı ilacı yazıyorsun. Geçen seferki ile aynı reçeteyi yazdın. Dr: sen de hep aynı hastalığa yakalanıyorsun. Aynı hastalığa farklı ilaç veren doktor hasta-Teşhis mi değişti? Geçen sefer aynı şikayetle geldiğimde, aynı teşhisi koymuş, başka ilaç yazmıştın. doktor- Teşhis aynı, sen d
Yanki Yazgan
21 Eyl 20081 dakikada okunur
Umutsuzluk
Michael Phelps’in 8 rekorluk rekorundan sonra yüzmeyi bırakan çok sayıda sporcu var. Hayallerinin sonunu getiren bu adama karşı ne duygular hissediyorlar bilemiyorum; ama herhangi bir “competitive” durumda katılımcıların en önde olanı arkada kalanlar arasındaki farkın bu denli büyük, uçurumsu olması “umutsuzluk” yaratır. Sadece geride kalmanın verdiği mutsuzluğun ötesinde pasifleştirici bir etki yapan bu u-mutsuzluk ile başa çıkmak zor olabilir. Katılımcılardan birisi, teknol
Yanki Yazgan
21 Eyl 20081 dakikada okunur
acı özgürlük.
Demokratik sistemlerdeki muhalefet ve itiraz hakkının bir özgürlük işareti olduğunu kabul edelim. Bu kabulü “ne pahasına?” sorusu takip etmeli. 1970’lerde yapılmış olan Asch deneyini (topluluğun çoğunluğunun kanısı ile ters düşmek pahasına kendi görüşünü belirtmek ne kadar mümkün sorusunu irdeleyen bir deneysel sosyal psikoloji çalışması) dinleyicilerle paylaştıktan sonra benzer bir paradigma ile yapılan bir deneyde, “kara olduğu halde herkesin ak dediğine kara diyebilen” kiş
Yanki Yazgan
21 Eyl 20081 dakikada okunur
sinirlenmek normaldir; anormal olan yatışamamak
Strese dayanıksızlık ile kolay strese girmeyi ayırdetmeliyiz. yüksek stresli ama strese dayanabilen maymunların sırrı, “süperanne” maymunlar tarafından büyütülmüş olmaları... hafif gergin ve kaygılı yapıdaki bireyler, sorumluluk taşımaya yatkın da olabiliyorlar. Strese girmekte pek farkları olmasa da, çıkmaktaki süratleri onları avantajlı kılıyor. strese yatkın yaklaşık yüzde 20lik grubun çıkış yolu, stresin doğurduğu kortizol (ve benzeri hormonların) beyinde gidip bağlanabil
Yanki Yazgan
21 Eyl 20081 dakikada okunur
Ne giyelim, ne diyelim çelişkileri....
giyim tarzını belirlerken, seçeneklerin kısıtlı olması, hatta hiç olmamasının rahatlatıcı etkisi de ayrı bir mevzu... okullarda ya da işyerlerinde, belli bir “dress code”un olduğu zaman bir özgürlükten yoksun kalsak da, serbest giysi günlerindeki giysi seçme sıkıntısını çekmek de ayrı bir dert. Bu duruma çözüm olarak işyerlerinden birisinde “serbest kıyafet yönetmeliği” ile serbest kıyafetin özellikleri düzenlenmiş. Karar vermekten kurtulmanın getirdiği rahatlık, bazen özgürl
Yanki Yazgan
21 Eyl 20081 dakikada okunur


siz mi desem sen mi?
19 eylül 2008Bir büyük şirketler grubunun düzenlemesiyle, finans, içecek gruplarından yöneticilerle bir araya geldiğim, kişisel gelişim amaçlı bir “sohbet” toplantısından. Sohbeti ben yapmaktayım.Başta biraz çekik duran, ne bulacağını bilmeden gelmiş gibi gözükenlerin ilgisini çekmek, zamanı onlara yararlı benim için de zevkli biçimde geçirmek isterim. Gönüllü ve görevli olma bu noktada belirleyici olabildiğinden, seminere gönüllü ve görevli olarak gelenler kimlerdir acaba, k
Yanki Yazgan
21 Eyl 20082 dakikada okunur
Haksızlık?
- 50 isterim. - 20 veririm. - Tamam, anlaştık. - Keşke 20 değil de, 10 veririm, deseydim. 10 YTL zarar ettim, haksızlık. (olabilecek ek kazancından “kaybettti”) - 30 YTL kaybettim, haksızlık. (hayalindeki 50 YTL’den “kaybetti”) ikisi de ellerinde olmayanı, ama olabileceğini hayal ettiklerini kaçırdıklarını düşünüyor, haksızlık olduğunu düşünüyor. Birisi 20 YTL kazandı, diğeri ise başka birisinin 50 YTL verebileceği bir malı 20 YTL’ye elde etti. Yine de memnun değiller. Ne yap
Yanki Yazgan
21 Eyl 20081 dakikada okunur
bottom of page