top of page
Yankı Yazgan


Erkek adam ne yapmaz?
Erkek ile erkek adam arasında bir fark olduğunu hatırlatarak başlayayım. Erkek adam, ağlamaz malûm... Peki ama, güler mi? Güler gülmesine de, ne kadar güler? Elinize bir cetvel ya da mezura alın. Erkek adamın güler pozda bir resmini bulun. Gülümsemesinin ya da sırıtışının en’ini, genişliğini ölçün. Bilinen o ki, insan ağzını ne kadar yayarak, kulaklarına yaklaştırarak gülüyorsa, kandaki erkeklik hormonu testosteron düzeyi de o kadar düşüktür. Testosteronu yükseldikçe, erkek a
Yanki Yazgan
29 Tem 20061 dakikada okunur


Erkek adamın parmağı ve testosteron
Testosteron düzeyi ile beyin gelişimi arasındaki ilişkiye değinen bir yazı için hazırladığım çizgi... Sol elin işaret parmağı, yüzük parmağından uzun olduğu ölçüde testosteron düzeyi (özellikle anne karnında olduğumuz zamanda beynimize püskürtülmüş olan kısımı) da yüksek olmakta... Bu da beynimizin organizasyonunu daha erkeksi kılıyor. Bunun önemi ne mi? Sadece, kadınlar ve erkeklerin beyin yapılarının, bazen diğer cinse özgü olabileceğini, bazı erkeklerin kadınlara, bazı kad
Yanki Yazgan
29 Tem 20061 dakikada okunur


Talih kuşu
19 Haziran'da Akşam'da yayımlanacak yazının eşlikçisi olarak hazırladığım bu karikatür, epeyce dönüp dolaştıktan sonra hazır oldu. Kendi kendine eğlenmek için değil de, birkaç yüz bin kişinin okuduğu bir gazetede yayımlansın diye karikatür çizdiğimde ya da yazı hazırladığımda, nedense işler daha yavaş ve tutuk gidiyor.
Yanki Yazgan
17 Haz 20061 dakikada okunur


Kimsenin iyileşmek istemediği hastalık
Aşıkken beynimiz nasıl işler sorusunun cevabını araştırmak için en kestirme yol, annelerin bebeklerine bakarken çekilen beyin MR'larına bakmak olabilir. Romantik aşk ile anne-bebek "aşk"ı/sevgisi arasındaki örtüşmeye her değindiğimde, salonda şöyle bir kımıldanma olduğunu hissediyorum. Bu kımıldanma biraz huzursuzluk, biraz heyecan, biraz da şaşkınlık duygusu içeriyor gibi... Hele beyinde o anda en aktif olan alanların, hangi duygularla ilişkili olduğunu açıklayınca, heyecan
Yanki Yazgan
14 Mar 20061 dakikada okunur
Ziraat Bankası'nda iki seminer
Konuşmacı olarak çağrıldığım yerlerde, öğrettiğimden fazlasını öğreniyorum desem abartı olmaz... Mart ayının ilk günü Ziraat Bankası'nın eğitim merkezindeydim. Konuşmalarımın içeriği bildikti; yazılarımda değindiğim konular: karar mekanizmaları, risk değerlendirme, beynimizin bütün bu süreçteki rolü... beyin ile düşünce arasındaki ilişkiye değindiğim konuşmalarda, bir de demirbaş konu var: pozitif düşünmek zorunda mıyız? Pozitif düşünme adı altında, negatif sayılan her türlü
Yanki Yazgan
11 Mar 20061 dakikada okunur


Ayrılık tatlı bir keder
Geçen cumartesi Tarabya'da tarzını beğendiğim bir çocuk yuvasında (atölye), yuvanın sahibi ve yöneticisi psk. Başak Kerimoğlu'nun biraraya getirdiği anne babalarla bir söyleşi yaptım. Son bir kaç yılda, daha ziyade İstanbul dışında yaptığım bu tip anne baba konuşmalarını İstanbul'da yapmayı unutmuşum... Gerçek anlamda bir söyleşi oldu, en çok ben konuştum, ama benden başka konuşanlar da oldu. Hiçbir sorunu fazla çözemedik ama, benim kafamda yeni sorular ve yeni cevaplar doğur
Yanki Yazgan
1 Şub 20061 dakikada okunur


3 cümlede psikiyatri
Psikiyatri alanında uzmanlaşmış bir doktor olarak yaptığım işi 3 cümlelik diye tanımlamaya kalkmam yadırganabilir; ama, kastım o değil... Ekteki çizgilerde anlatmaya çalıştım. Geriye kalan cümleleri çizenler olursa, eklerim.
Yanki Yazgan
16 Oca 20061 dakikada okunur
istanbul'da tatil bitti kar başladı
Narnia günlükleri filminden çıkıp eve dönerken, yürüyüş girişimimiz yarım kaldı; akıntıburnundaki rüzgarda ağzımız burnumuz donuverince... narnia günlüklerinde din propagandası var filan diye okumuştum, ama ben anlamadım neresinde... didaktik, iyi-kötü, doğru-yanlış kaba ayrımlarına dayanan bir film işte.. çocuklar eğlendi. idil filmdeki çocuk oyuncu kızları görünce, kendisi de "actress" olmaya karar verdi... Benim tanıdığım var mıymış?
Yanki Yazgan
15 Oca 20061 dakikada okunur


Ben bu hizmete mecburum
1983'te Gaziantep'in Oğuzeli ilçesinin sağlık ocağının tek doktoruydum. İlçe dediğiniz, birkaç bin nüfuslu, olanakları sınırlı bir kasaba... Zor ve güzel bir "mecburi" yıl geçirdim, bir sonraki yıl askere, ondan sonra mecburi hizmetin kalan 1 yılını tamamlamak üzere Biga'ya gitmeden önce... Mecburi hizmetten öğrendiklerimi öğrenmenin başka yolları olabilirdi mutlaka, hayatımdan alıp götürdüklerini geri almaktan çoktan vazgeçtim zaten; aklımda kalanlar yeter de artar herhalde
Yanki Yazgan
15 Oca 20062 dakikada okunur


Blog işini çözemeyen
Blog'lamakta neden zayıf kaldığımı düşünmekten helak oldum... Birinci husus, blog'u kimler okur; haberdar olanlar mı, haber verdiklerim mi, bir yerlerden search yapanlar mı? İkincisi, birinciye bağlı; nereye ne yazacağıma karar veremedim, fotoğraf filan koysam diyorum... Bu blog'a bir deneme yapayım. Görüntü eklemeyi deneyeyim... Bu işi bir deneme yayını olarak sürdüreyim hele bir... :)
Yanki Yazgan
15 Oca 20061 dakikada okunur
Eline sağlık
Yemeklerden sonra, "Eline sağlık demeye ne gerek var ki?", diyor bir eş... "Bir kusur olursa, zaten söylerim". Kusur buluculuk yanı çok gelişmiş bir toplumun üyeleri olarak, ziyafet sofrasını bile tanımlarken, "Çok iyiydi, çok güzeldi" diye değil, "Bir kuş sütü eksikti" diye anlatıyoruz... İltifat yerine. Hal böyle olunca, eleştirildiğimizde tüylerimiz diken diken oluveriyor; bir kusurumuz bulunacak diye ödümüz kopuyor; herhangi bir hata yaptığımızda ya inkar ediyoruz "Hayır
Yanki Yazgan
7 Ağu 20051 dakikada okunur
Ferrari
4 Ağustos 2005 Ferrari'sini satan bilge kitabı hakkında bir gençle konuşuyorum. O da, anne babasına Ferrari aldırtmak istiyor. Anne baba itiraz edince ve kendisine bu kitabı (herhalde islah etmek maksadı ile) hediye ettiklerindeki cevabı: "Adam önce almış, bilge olunca da satmış. Ben daha Ferrari'mi almadım ki, hele bir alayım, sonra bilge olayım, o zaman söz, satarım..." diye yanıtlıyor. Sustum, kaldım:)
Yanki Yazgan
4 Ağu 20051 dakikada okunur
bottom of page