top of page

Zor Zamanlarda Dayanmak

Yazarın fotoğrafı: Yanki Yazgan
Yanki Yazgan
14 saat önce
5 dakikada okunur

Sabancı Sohbetleri (17.12.2020)

Yankı Yazgan - Zor Zamanlarda Dayanmak

 

İçinde bulunduğumuz pandemi dönemi hepimizi şaşırtıyor, yoruyor ve korkutuyor. Türkiye’de etkilerinin büyük boyutta hissedildiği ilk günlerden bu yana 9 ay geçti ve artık ruh halimizin muhasebesini yapmamız gerekiyor. Covid-19, karşılaştığımız ilk veya son felaket olmamasına rağmen bizi belki de öncekilerden daha farklı etkiledi. Peki neden? Pandemi ile beraber birçok insan aynı yağmurda kalıyor; durumun tüm özellikleri aynı yere toplanıyor.  Herkes, hayatta oldukları yere ve imkanlarına bağlı olarak, Covid-19’dan farklı şekillerde ve boyutlarda etkilendi ve etkileniyor. Bu kriz ortamından en çok etkilenenler de sağlık çalışanları; tehlikeli çalışma şartlarında, her gün kayıplar vererek kendileri ve çevreleri için mücadele ediyorlar.

 

Birkaç hafta sonra yeni bir yıla girecek olmamız şu anda bizlere umut veriyor ve sandığımızdan daha fazla bize yardımcı oluyor. Yeni yıllar, yeni dönemler, başlangıçlar hayatlarımıza verdiği düzen sayesinde hepimizin bir ihtiyacı. Yeni yılın verdiği geçiş hissi sayesinde düzensizliğin arttığı, sürekli şaşırmaktan yorulduğumuz bu dönemde önümüzde beyaz yeni bir sayfa olacağını bilmek bize iyi geliyor. Verdiği umut duygusuyla artan “eskiyi kenara atıyor” hissi faydalı olmakla beraber önceki sayfaları, defterleri kapatırken oralarda neler olduğunu, neler yaşandığını görmek ve farkına varmak da oldukça önemli.

 

“Eskisi gibi olmayacak mı?” endişesi. Uzun süredir ziyaretler, ofisler, kafeler, restoranlar hayatımızda değil. Döndüğümüzde her şey bıraktığımız gibi olacak mı, aynı şeyi bulabilecek miyiz? Normale geri döndüğümüzde öncelikle yabancılık, bilmezlik ve tanıyamamazlık duygularını yoğunluklu olarak hissedebiliriz.  Şu an yaşıyor olduğumuz durum alışkın olduğumuzun çok dışında, bilindik değil ve anormal. Anormal durumlara anormal tepkiler verilmesi çok normal. Her şey normalmiş gibi davranmak, durumu kabullenmemizi zorlaştırmasıyla beraber uygun davranmamızı da engeller. Durumun anormalliğini kabul etmek önemli; bu sayede en yeni durumlara ve krizlere gereken cevapları verebiliriz. Mevcut ihtiyaçlara uygun davranışlar arasında örneğin, normal düzenimizden daha fazla uyumak ve daha fazla ekran karşısında zaman geçirmek olabilir.

 

Ekran başında geçirdiğimiz zamanın artması, insanlarla ekranlar aracılığıyla iletişim kuruyor olmamız zihinlerimize ekstra bir yük oluşturuyor. Karşımızdakini sadece el kol hareketlerinden ve mimiklerinden anlamak zorunda kalıyoruz. Ekranda belirdiği andan öncesini sonrasını, odaya girişini çıkışını, yaydığı hissiyatı bilmiyoruz ve alıştığımız şekilde biriyle karşılaşma, birini yorumlama süreçlerini yaşayamıyoruz. Bu zihinsel yükle yeniden öğrenerek ve yeniye alışarak savaşıyoruz. Eskiye göre daha çabuk yorulmak, odak kayıpları şu durumda çok normal, bunlar yüzünden kişi kendini yadırgamamalı. Yapılabilecek en iyi şey, karşıdakinin de aynı durumda olduğunu hatırlamak ve ifade etmek. Tüm sıkıntılarda olduğu gibi iki aynı sıkıntıyı yaşayan insan duygularını, yorgunluklarını ifade edip paylaşınca durumun ağırlığı hafifliyor, ortaya bir “ortak sıkıntı” hissi çıkıyor.

 

  Yaşadığımız dönemin etkileri arasında ayrıca artan ağrılar, karmaşık düşünceler, dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve kabuslar yer alabiliyor. Kabuslar, yalnızca korkutucu rüyalarla sınırlı kalmayıp uyku kalitesinde düşüşü de içinde barındırıyor. Uykularımız psikolojik durumlarımızdan oldukça etkileniyor. Bir şaşkınlık, korku, stres ve gerginlik halinde yaşamak; belirsizlikler ve endişelerle dolu günler geçirmek uykularımızı bozuyor. Devamında, iyi uyuyamamak ertesi günkü yaşam kalitemizi etkiliyor. Yani aslında, iyi uyumak bu dönemde kendimize uygulayabileceğimiz en iyi öz bakım yöntemi. Bunların yanında olmadık şeyler yaşanıyor olmasına öfke duymak, yapmadıklarımız için pişmanlık hissetmek, olmasını beklediğimiz ama gerçekleşemeyenler için hayal kırıklığına uğramak ve üzüntü duymak da son derece normal.

 

Pandemi döneminde korkmamak normal değil. Aldığımız ve her gün içinde bulunduğumuz riskler korku getiriyor. Korktuğumuzu söyleyebilmek, bunun için yardım isteyebilmek cesaret gerektiriyor. Korkarak ve kendimizi korumaya çalışarak tehlikelerle karşı karşıya kaldığımız durumları en aza indirmek için çabalıyoruz; yani korku, bizi durum için uygun ve doğru davranışlarda bulunmaya itiyor. Korkmamak, gerçeği görmeyi engelliyor. Durumun uyandırdığı olumsuz ve negatif hislerimiz bize en değerliyi, önceliklerimizi ve zaman ziyanını da gösteriyor, gelecekte bize faydası olacak eylem planları yapmamızı sağlıyor. Dolayısıyla duyguları yok saymamak önemli; başkalarıyla ve kendimizle iletişim halinde olmak, sormak, merak etmek, farkındalığımızı arttırmanın önemli adımları arasında. Duygular dile getirilmedikleri sürece hiçbir yere gitmiyorlar, düğümleniyor ve diğer duygulara yer bırakmıyorlar.

 

Peki bunca yaşananın arasında hiç mi olumlu duygular yok? Mücadele edenlere hayranlık, yakınlarla beraberlik, toplumlarda birlik duyguları, iyimserlik, umut… Maya Angelou’nun şöyle bir sözü var: İnsanlar, onlara söylediklerinizi, yaptıklarınızı unutur, ancak onlara nasıl hissettirdiğinizi asla unutmaz. Duygular unutulmaz. Yıllar sonra bugünlere baktığımızda, nerede ne yaptığımızı, kimin ne dediğini unutacağız; onun yerine ne hissettiğimizi ve başkalarının bize ne hissettirdiğini hatırlayacağız. Gelecekte hatırlamak isteyeceğimiz şeyleri düşünmek, kendimize ne hatırlamak istediğimizi sormak, şu anki davranışlarımızda belirleyici rol oynayabilir. Şu an, ve aslında her durumda, güvende hissetmek bizler için en önemli olan. Bize güvende hissettirecek yerler ve insanlar en temel ihtiyacımız. Düşünce ve duygularımızı açıkça söyleyebileceğimiz yerler, anlaşılmaya çalışıldığımız yerlerde kendimizi güvende hissediyoruz.

  • Güven ve Güvenlik: birine güvenmek, güveni sağlayan dürüstlük, açıklık ve problemlerin paylaşımı. Durum yokmuş gibi davranmak bazen durumları daha kötü yapabiliyor, yanılabiliyoruz. Gerçekleri bilmek, zorluğu duymaktan çekinmemek aslında güvenlik hislerimizi arttırıyor ve bir şeyler saklandığı hissinden bizi arındırıyor.

  • Güvende hissettiren geçim düzeyleri:

    • Geçim 1: sosyoekonomik düzey, en azından temel ihtiyaçları karşılayabilecek güçte olmak.

    • Geçim 2: birbirimizle geçim, iletişim, paylaşıma niyetlilik. Araştırmalar gösteriyor ki, birbiriyle iletişiminde açık olan, iyi geçinen ve çatışmaları açıklıkla geçiren aileler felaketlerden daha az etkileniyor.


Bu yaşadığımız karantinalar, sıkı tedbirler ve olağanüstü durumlar arasında hala yaşam sevincine, insanlara güvene ve hayranlığa, beraberlik ve iyimserliğe hala açığız; yalnızca iyimserlikle gerçeği gömmemeye özen göstermemiz gerekiyor. Paylaşma ve baş etme inancıyla, iyi bir şey olmasını istiyorsak kendimiz yapmamız gerekiyor, kendi kendine bizden bağımsız gerçekleşen iyi durumlardan nasiplenmek değil. Kapılar açmak, hareket etmek, bir şeyler yapmak gerekiyor. “Ne zaman bitecek?” yerine “Nasıl devam edelim?” diye sormamız gerekiyor. Evde ve işte rutinlerimizi korumak, yeni rutinler oluşturmak hayatımıza düzen katmamıza ve gerekli öncelik ve önem tayinleri yapmamıza yardımcı olabiliyor. Öz bakımımıza ve kendimize özel zaman ayırmak, duygularımız ve içinde bulunduğumuz durum hakkında farkındalığımızı arttırıcı nitelikler taşıyor. Bağlantılara ve sosyal ilişkilere zaman ayırmak, kendimizi yormayacak şekilde ve miktarda da olsa sosyal ihtiyaçlarımızı karşılamamız açısından çok önemli.

 

Soru - Cevap

Soru: Özellikle Corona geçirenler hastalık sonrası sinir ve unutkanlık gibi şeylerle karşılaşıyor, bunlar geçer mi? Ne yapılabilir?

YY: Hastaların, geçirdikleri durum dolayısıyla travmatize olduklarını biliyoruz. Vücuttaki reaksiyonlar, psikolojik stresle beraber kaygı ve korku düzeylerini arttırıyor. Aynı zamanda kayıp duygusu da yoğun. Stres ve korkunun etkisi damarsal yapılarda zorlama yaratarak organlar için riskler doğurabiliyor. Bunların karşısında dinlenme, iyi uyku, beslenme ve sükûnet hafifletici etkiye sahip.

 

Soru: Şu anda psikolojik kaygı ve stres yüksek. Salgın bitince bunun kalıcı etkileri olacak mı, kendimizi nasıl hazırlayalım?

YY: Pandemi herkesi farklı etkiliyor. Sosyoekonomik farklar temel, ama hepimiz, karakter özelliklerimiz, bakış açılarımız, yaşamda yaptıklarımız, mizacımıza göre etkilendik. Bu durum geçtikten sonra da çalışma hayatının düzenleniş şekilleri çoğu kişinin sosyal hayatını belirliyor olacak. Şehirden uzaklaşma artabilir, ancak iki temel ihtiyaçta büyük değişim olmadığını ve olmayacağını görüyoruz: sevmek ve üretmek.

 

Soru: Belirsizlik çok, spekülasyonlar ve komplo teorileri yaygın ve herkese kolayca ulaşıyor. Bunlardan kaynaklanan olumsuz duygulardan kendimizi nasıl koruyabiliriz?

YY: Hepimiz baskı ve yoğun stres altında pusulamızı şaşırabiliyoruz, hiç inanmayanlar bile belirli teoriler hakkında şüphe sahibi olabiliyor. Korku özellikle yeterince cesaretle ifade edilmediyse düşünme sistemimizi kilitliyor; kaygı ve korku açıkça ifade edilmeden veya anlaşılmadan yaşandığında kişi her açıklamaya inanmaya daha yatkın hale geliyor. Kendimizi korumak adına şu anda yapılması gerekene bakmak gerekiyor.

 

Soru: Kendimizi tanımak ve farkındalık önemli, peki bunun için nasıl yöntemler kullanabiliriz?

YY: Kişi, başkasına nasıl hissettirdiğine bakarak kendisi ve kendi duyguları hakkında birçok şey öğrenebilir. Bizi bazen başkaları daha iyi anlıyor ve bu zamanda da başkalarına olan ihtiyacımız arttı. Başkalarına hissettiklerimize bakarsak kendi hislerimizi anlamamız kolaylaşır. Öz bakımda da başkalarını anlamaya çalışmanın getirileri var. Başkalarına yardım etmek, kendimize de yardım etmemizi sağlıyor.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Herkesin Dolandırıcısı

Aldatmaca insan türünün ürettiği ahlak içinde bağışlanmaz davranışlardan birisidir. Bebeklikten başlayarak güvenecek insanlarla beraberlik arayışı içindek insanın hayal kırıklıklarının başında ‘güvend

 
 
 
Yaklaşan Sınavın Kaygısı

Haziran ayı sınav ayı. Bu ayın gündeminde hayatlarının en hızlı değişimini en hazırlıksız şekilde yaşarken bir yandan da çok önemli olduğu söylenegelen sınavlara girecek olan gençlerin duyguları var.

 
 
 
Dikkat her yaşta dağılır, yaza yaza toparlanır

‘Toplantılarda kendimi veremiyorum; konuşulanları takip edemiyorum, çok sıkıcı geliyor. Bazen konuyu tam bir noktasından yakalamışken, bir anda kaçırıveriyorum. Ya aklıma alakasız bir şey geliyor, ya

 
 
 

Yorumlar


bottom of page