top of page

Otistik Yelpaze Ne Kadar Genişletilebilir?

Yazarın fotoğrafı: Yanki Yazgan
Yanki Yazgan
3 Mar 2014
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Şub

Erken tanının önemi üzerinde yeterince durulmaya başlandığı bir dönemdeyiz. Hızlı ve verimli yürütülen bir özel eğitim ve uygun tedaviler ile toparlanan çocukların önemli bölümünde otistik belirtiler, tanısını ancak kenarından köşesinden alabilecek kadar azalabilmekte. Yaygın gelişim bozukluğu-başka türlü adlandırılamayan (PDD-NOS) ya da Asperger sendromu gibi tanımlar da, otistik spektrum içerisinde olan, ama klasik (yani, Leo Kanner’ın ilk tanımladığı hastalar kadar “tipik”) olmayan çocukları ve gençleri kapsamakta... Bazen, “otizm” kavramının utangaç ya da çekimser bir ifadesi olarak kullanılsalar da, bütün bu sorunların, klasik otizmle aynı çizgi üzerindeki değişik renkleri temsil edercesine algılandığında hemfikiriz. Otistik spektrum ya da yelpaze kavramının en önemli getirisi, toplumun değişik kesimlerindeki kişilerin, kendilerindeki otizmi keşfetmesi oldu. Otistik “özellikler” ayrı bir insan türüne özel bir durum değil... Herkeste değişik ölçülerde bulunabilen, ve ancak belli bir yoğunluğa eriştiğinde kişinin dünya ile etkileşimine ipotek koyan bir “farklılık”. Bir çok psikiyatrik sorunda olduğu gibi, otizmin de genetik kökenlerinde rol oynayan genlerin sık rastlanan ve bolca bulunan cinsten oldukları düşünülüyor. Ancak çok sayıda gende eşzamanlı olarak bir aksaklık olabildiğinde, sendrom bütün ağırlığıyla kişinin üzerine çöküyor ve klasik otizm tanısını koyduracak çoklukta belirti görebiliyoruz. Az sayıda genin işlevi bozulduğunda ise, bazen otistik çocukların akrabalarında görebildiğimiz uzaklık, duyguları ifade etmekte zorlanma, mükemmeliyetçilik ya da sıkılganlık gibi  karakter özelliklerine rastlayabiliyoruz. Belki de, çok sayıda genimizde aksaklık olsa bile, hayatımızın ilk yıllarında aile ortamımız yeterince besleyici ise, bu genetik yükün etkisini hafifletici etkiler sayesinde, genlerimize rağmen otizmimiz hafifleyebilir. Erkenden müdahelenin belki otizmin işaretlerini beklemeksizin her anne-babaya öğretilmesi düşünülmeli. Anne-baba-bebek ilişkisindeki alışverişi arttırmak, genetik risk sıfır olsun, düşük olsun, yüksek olsun, her kişiyi hem otizmden koruyucu, hem de hayat kalitesini yükseltici etkilere sahip olabilir. Otistik yelpazenin genişliği ölçüsünde, mücadelenin kapsamını da genişletmek, otizmin bir grup talihsiz insana özgü bir mesele olmadığının görülmesini ve klasik olsun, mahçup olsun her türlü otizmin hafifletilmesini doğurabilir. Bu benim, biyolojik bilgilere dayalı bir toplumsal politika önerim; tartışması ise herkese düşer.  

Son Yazılar

Hepsini Gör
Gençliğin Ruh Sağlığı Krizi

Şahin Aybek ile röportajdan sorularKrizin nitelikleri neler?Klinik uygulamada olan meslektaşlarımızdan olduğu kadar özellikle orta ve yüksek öğretim kurumlarında psikolojik danışmanlardan aldıg

 
 
 
Puanlar ziyan olmasın yeter

Eşit sorulara eşitsiz hazır oluş Okulların önemsiz, eğitimin gereksiz olduğu iddiaları üzerinden eğitimi tartışan sistem karşıtı görünüşlü söylemler olarak okurlarımızın da arasında olduğu çok kişiye

 
 
 

Yorumlar


bottom of page