Antalya'daki konuşmamda iki dinleyicinin "gizli" gündemi
Güncelleme tarihi: 27 Şub
Havaalanında oturup her zamanki gibi rötarlı THY uçağının kalkış saatini beklemekteyim. Bir yandan da, sabah yaptığım bir konuşmayı kafamda evirip çeviriyorum. Sınırlı bir zaman diliminde, 800 civarında dinleyiciye bazı temel bilgileri aktarmak, bir çok kişinin sorusuna yüzeyden de olsa değinen cevaplar verebilmek beni rahatlatmış olmalı; ama aklıma yatmayan bir durum var. Ne olduğunu çıkartamıyorum... Öğleden sonrayı beraber geçirdiğim ve dinleyiciler arasında yer alan bir çift ile sohbetimiz sırasında söyledikleri birkaç husus durumu netleştiiriyor. Ama önce, huzursuzluğumun görünür sebebini anlatmalıyım. Konuşmamda, her zaman olduğu gibi, “çocukların özgürlüğü”nün sınırları üzerine başladım. Kararları verirken, bilerek ve kendi çocuk kapasiteleri çerçevesinde bir yük almaları gereğini vurguladım. Beni dinlemiş ya da yazdıklarımı okumuş olanların bildiği cinsten şeyler söyledim. Örneğin, anne babaların boşanma kararlarını alırken bunun uygun olup olmadığını çocuklarına sormanın yersiz ve çocuğa taşıyamayacağı bir yük getirdiğini hatırlattım. Mahkemelerde, çocukların özgür iradesi adı altında, annenle mi yoksa babanla mı yaşamak istiyorsun ikilemine küçük çocukların sokulmasının saçmalığı da aynı çerçevede görülebilirdi. Üstelik, annebabalar bir çok konuda çocuğa özgüven kazandırma amacıyla çocuğa iki gömlek büyük gelen konularda karar aldırtır (ya da çocuğun kararlarına “saygı”lı davranırken), çocuğun”ben doydum, aç değilim” kararına aynı saygıyı gösteremiyorlar, ben de bunu anlamakta zorlanıyordum. Konuşmanın son slaydına gelememişken ben yalarda bir hanım söz almak için atıldı, özgür, kendine güvenli çocuklar yetiştirmeyi amaçlayan insanların bu dediklerimi uygulamamaları gerektiğini, çocuklar adına karar vererek onların özgüvenini yok edeceğimizi uzunca bir monologun içinde söyledi hemen ardından söz alan bir başka hanım (öğretmen olduğunu belirtti), benim çoklu zeka kuramından haberdar olmadığımın anlaşıldığını ortaya attı. Pencereden dışarı bakacak şekilde yerleştirilmiş bir masada çalışmanın dikkat dağıtıcı olduğunu, yüzümüz duvara dönük bir çalışma masasında caddeden geçenlere gözümüzün gitmesini engelleyebileceğimizi söylemiştim. Dinleyici öğretmen, bunun da “doğacı zeka”da olan bir çocuğa uygun olmadığını ekleyerek benim pek geleneksel kaldığımı vurguladı. Bunda garip ne var diyebilirsiniz. Sınırların daha uygun konması, çocuklara yaşlarına uygun yükler verilmesi ya da anne-babanın kendi sorumluluklarından (işin kolayına kaçarak) uzak durması gibi konulara dikkat çektiğimde, bu görüşler her zaman kabul görmez. Çocuklara sınırlayıcı olmayla özgürlüğü kısıtlama arasındaki çizginin varlığını unutup, ikisini aynı keeye koyan dinleyicilerim ve okurlarım hep olur. Bazen kesin ifadeler kullandığımda, bu kesinlikten huylananlara, sözlerimi çürütmeye çalışan argumentative tutumlara, durduk yerde gıcık olanlara, ya da beni düşmanca eleştirenlere de alışıktım. Ancak... Buradaki gariplik, iki dinleyicinin adeta bir “script” ile çocukları kendi yaş sorumluluklarının ötesindeki kararlarda (söz sahibi değil) karar alıcı yapmak konusunda ısrarcı olmalarında, ve bana bir cevap vermekten ziyade oradaki dinleyicilere seslenmelerinde idi. Arka planda başka ne olabilirdi, ona da akıl erdiremedim. Birileri yine taktı, deyip devam ettim. Her zamanki gibi diğer dinleyiciler, aktardığım bilgilerden kendi çıkarımlarını yaparak, benim bulabileceğimden daha iyi çözümlerle cevap ürettiler. Meseleyi öğleden sonra öğrendiğim ayrıntılardan sonra anladım: benim söylemime militanca bir alternatif çıkartan iki hanım okuldan çok taze ayrılmış iki öğretmendi. Karar alma konusundaki duyarlılıklarının bu konuyla ilgisi ise daha trajikti. Başka bir okula transfer olan bu öğretmenler beraberlerinde öğrencilerini de götürmek istemişlerdi. Bazı aileler okul değiştirmemeye karar verirken, bazıları da çocuklarının öğretmenlerinden ayrılmaması düşüncesiyle yeni okula geçmeyi tercih etmişlerdi. Öğretmenler, bana olayla uzaktan ilgili birisinin anlatımına göre, çocukların öğretmenleriyle beraber okul değiştirmesi gelmesi için ailelerin çocuklarının aldığı karara uymaları gerektiğini savunmaktaydılar. Benim de bazı konularda ailelerin asıl söz sahibi olduğunu söylemem tetikleyici bir anlam kazanmış, “çocuklarınıza kulak asmayın, bu okulda kalın” demek olmuştu!! bir iddia da, okulun beni böyle şeyler söyletmek için getirttiği idi; ve ii ki de, bu "bilgi"leri o sırada bilmemekteydim. oturup ciddi ciddi açıklamalar yaptım. kavga filan çıkartmadım. salondakilerin diskur çeken dinleyicilere canla başla cevap vermeye çalışması yükümü azalttı, bana pek iş kalmadı. ben de asıl konuya döndüm. Bu arada, provokatörlük açıklamalarına inanmayı hiç istemedim. belki de, yanlıştır. belki de, insanlar iyi niyetle sadece kendi fikirlerini savunmaktaydılar. her neyse, öğleden sonrayı güzel bir sohbet, içecekler ve yiyecekler ile tamamladım. keyfim yerine geldi. bu notları bloga yüklemem de, iki hafta aldı:)
Yorumlar