| 2010-07-11T23:54:00.005+03:00 yenilenmiş kitaplar ![]() ![]() biraz arkalarda kalmış,pek sık görüşemediğim, ama çok değer verdiğim 3 eski dost gibi 3 kitabım. aslında ikisi ortaklaşa yazılmış sağlık kitapları, didaktik sayılcak yanları çok olsa da sevdiğim kitaplar. düşe kalka ise didaktik olmasa da bir çok kişinin yararlandığı, benim de kendime en yakın bulduğum kitaplarımdan birisi. "hiperaktif çocuk (ve ergen) okulda" yarı yarıya yenilenmiş olarak, "düşe kalka büyümek" ve "çocuğunuz sizden ne bekliyor?" ise gözden geçirilip, kapaklarını içeriklerine daha uygun hale getirerek tekrar raflara döndü. |
| 2010-07-11T23:42:00.003+03:00 bloguma yorum yazanlara öncelikle, bloguma yorum yazılmasından mutlu oluyorum. teşekkür ederim. iltifat aldığında ne yapacağını şaşıran birisiyim; hani elinizi ayağınızı nereye koyacağınızı bilemediğiniz durumlarda olduğu gibi... ancak, övücü mesajların "aslansın, kaplansın, çok beğeniyorz, başarılarınızın devamını diliyoruz"un ötesine geçip, yazılanları ayrıntısıyla okuyup, üzerinde düşünmüş okurlar tarafından yazılmış olmasına da çok seviniyorum. |
| 2010-06-23T15:43:00.009+03:00 Çin geçen ay Çin'deydim. yaptığım birkaç konuşmada hep aynı espriyi yaptığımda, kendime hayret etmekle birlikte, takdir de ettim. her seferinde orijinal ve hiç kullanmamış oluğum bir espri yapmak zorundaymışım hissinin poppsikoloji uzmanları tarafından "özgüven eksikliği" olarak yorumlanması olasılığı değil derdim; aklımda tutamadığım için her seferinde yeni bir espri icad etmek zorunda kaldığıma, basit bir espriyi bile aklımda tutamadığıma hayıflanırdım. artık aklımda tutabiliyor, hatta espriyi harfiyen tekrarlayabiliyorum. ezberim birden bire açıldı. biraz geç olmakla birlikte. espri neydi? yandaki fotografta gördüğünüz gibi 2008 olimpiyatlarının meşalesinin istanbul'daki taşınması sırasında, taşıyıcılardan birisi bendim. 2008'de başladığım çin yolculuğunu 2010'da ancak tamamlayabildim. buraya gülücük işaretleri vs koymam gerekir. çinli dinleyicilerden epey gülen oldu, ona göre:) |
| 2010-05-16T23:20:00.003+03:00 öğrenci kongreleri hayret, bir çok öğrenci kongresi ya da toplantısına gidiyor, konuşuyor, hatta nasihat veriyor, ancak tekrar davet ediliyor, hatta zaman zaman (leyhte) tezahürat ile karşılaşıyorum :) bu konuyu incelemem lazım. tıp öğrencileri, psikoloji öğrencileri, mühendislik öğrencileri.. ne oldu size? nedir bu ciddiyet:)? geçtğimiz ayların en keyif aldığım konuşmalarını manisa,izmir, istanbul, yaptığımı itiraf etmeliyim. şanslıyım. bu konuya döneceğim. |
| 2010-05-16T23:15:00.002+03:00 ah bir dahi olsam gazeteler, radyolar ve televizyonlardan aldığım sayısız sorudan birisine verdiğim cevap ilginizi çekebilir. benzeri bir çok soruyu cevaplamaktan kaçınıyorum: bazen konuyu anlamsız bulduğum, bazen de ayaküzeri vereceğim cevap basına yansırken iyice acayipleşeceği için... bu dahi olsun denen çocuklar konusu tam damarıma bastığı için, kendimi tutamadım. bir başka soru da geçenlerde şöyleydi: şekillerin içini boyamak çocuklarda yaratıcılığı öldürür, şeklinde bir görüş belirtildi. siz ne dersiniz? pek gerekli olmayan bir konudaki neye dayandığı belirsiz bir görüş hakkında görüş belirtmek bir saçmalığa ortakolmak,üstelik o görüşe de bir meşruiyet kazandırmak olacağı için "susma hakkı"mı kullanıyorum:)) aşağıdaki soru bugün cevap yazdığım soru: Soru: bebeklerin zekasına olumlu katkı yapmıyor mu? 1993 yılındaki araştırmaya göre zekaya olumlu etkisi varken, 2000 yılındaki araştırmaya göre zekaya bir katkısı yok deniliyor. Siz ne diyorsunuz? asıl cevap. Güzel müzik dinlemenin iyi bir şey olması için zekayı pek de önemli olmayan 3-5 puan arttırması mı gerekiyor? ek Cevap: Çocukların gelişmek için karşılıklı ilişki kurmaya, bir makina ile değil bir insanla oynamaya, onu dinlemeye,konuşmaya ihtiyaçları var. Bir bilimsel görünüşlü palavra daha deşifre oldu, sırada bekleyen de çok. Konuyu tam bilmeyen ailelere zekaya iyi gelir, dediğinizde her şey yapmaya hazırlar. Mozart dinletmek ya da diğer Einstein yapma önerilerinin sağladığı söylenen puanlar zaten çok çok az. Herhangi bir aktivite yapmadan bekleseniz bile kazanılabilecek kadar. Çocuklar, zeka geliştirici olduğu iddia edilen programlar ile kazanabileceklerinin çok daha fazlasını anne-babalar ile karşılıklı birebir etkileşimden, oyun oynamaktan, kitap sayfalarını karıştırmaktan kazanırlar. İnsan zekasının en önemli parçası olan "dil" karşılıklı oyun ve konuşma ile gelişir. Bunun için de televizyonu 3 yaşın altında çocukların hayatına hiç sokmamak iyi bir başlangıç olur. |
| 2010-04-17T23:34:00.005+02:00 biz sizin gibi olmayacağız Mart başında tıp öğrencilerinin Türk Tabipler Birliği ile ortaklaşa (Dr Füsun Sayek anısına)düzenlediği bir tıp eğitimi toplantısındaydım. 1979'da İzmir'de benzeri bir kurultaydakini andıran siyasi mesaj verme çabaları ile gerçeği arama gayretleri arasında bocalayan öğrencileri görünce, aynı filmin tekrarını görüyoruz diye düşünmek, eski kuşak mensupları olarak ilk refleksimiz. Tıp eğitiminin verdiği (tabii alırsanız:) sorgulayıcı ve olumsuz olasılığı hesaplatıcı alışkanlıklara karşı koymak zor olsa da, bir genç olarak, ülkenizin geleceği üzerinde söz söylememek, kendi yolunuzun en doğru ve tek yol olduğuna inancınızı haykırmamak da zor. arada kalmaktan kastım bu. salondaki bir kaç öğretim üyesinin "evladım, biz de sizin yaşınızda böyleydik" diye başlayan söylemlerine pek kulak asmayan gençler, "biz sizin gibi olmayacağız" cevabını yapıştırdılar. duygularının yansıması sözlerinin samimiyetinden hiç şüphe duymadım. amaçlarını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceklerine ise, şimdilik kafa yormamayı tercih ettim. biz sizin gibi NE olmayacağız? dönek, hain, korkak, pısırık, teslimiyetçi, beceriksiz, bencil... gençlerin "biz sizin gibi olmayacağız", sözünde, büyüklerin "siz bizim gibi olmayın" dileğinin simetriğini görüyorum. acaba doğru mu görüyorum? Anne ya da babamız gibi olmak arzusunun, onlar gibi olmak korkusuna dönüştüğü yaşlarda olduğumuz yıllarda, lise öğrenciliğinden üniversiteye geçiş dönemindeyizdir. o yıllardaki "ne kadar uzağa gidersek, o kadar iyi" düşüncesi, bazen geri dönülemez bir mesafeye götürebilir. arzu ile korkunun çatışmasını şiddetle yaşadığımız gençlik yıllarını "başarı ile" tamamlamak mümkün müdür? bu konu neden kafama takılmıştır? |
| 2010-02-27T20:25:00.003+02:00 fıkra değil geçenlerde bir doktor arkadaşım arıyor; "yeğenimizi sana getirmek istiyoruz"... zaman darlığı vs gibi sorunlar sebebiyle hemen göremeyebileceğimi söylerken, bir yandan da tam olarak neden getirmek istediklerini anlarsam, belki birkaç önerim olabileceğini söylüyorum. "çocuk boyunun kısalığından şikayetçi; morali çok bozuk. bir türlü uzamıyor. sana getirirsek, seni görürse, iyi olur diye düşündük. insanın boyu kısa da olsa başarılı olabileceğine bir örnek olarak..." telefonda gülmeye başlamama az kalmıştı. "bu üzerinde çalışılacak bir konu, zaman olarak yetişemeyebilirim. ama bildiğim ve benden de kısa, ve bu yaş grubunda çok ehil bir meslekdaşım var, onun telefonunu vereyim." hayatı böyle zamanlarda daha çok seviyorum. okul yıllıklarında, hele tıp fakültesi mizah dergilerinde bolca espri olması tesadüf değil. |